Yoruldum.
Bunu ilk kez söylemiyorum belki ama ilk kez gerçekten hissediyorum. İnsan bazen yük taşımaktan değil, aynı yükü yıllarca taşımış olmaktan yoruluyor. Bir balkonda oturup gökyüzüne baktığım akşamları seviyorum. Çünkü gökyüzü soru sormuyor. Neden kırıldın, neden sustun, neden hala bekliyorsun demiyor. Sadece orada duruyor; sonsuz, sessiz ve biraz da bana benzer şekilde uzak. Çocukken masallara inanırdık. Karanlık ne kadar büyük olursa olsun sonunda ışık kazanırdı. Kırılan kalpler bir şarkıyla onarılır, bekleyenler mutlaka kavuşurdu. Sonra büyüdük. Masalların yalan olduğunu öğrendik ama kimse bize acıların gerçek olduğunu söylemedi. Kimse bazı yaraların kapanmak için değil, insanın içinde sessizce yaşamayı öğrenmesi için açıldığını anlatmadı.
Bazı acılar vardır; geçmez. Sadece sesini alçaltır. Bir misafir gibi oturur içinde. Sen gülersin, konuşursun, hayatına devam edersin ama o hep aynı köşede sessizce oturur. Varlığını unutursun bazen. Sonra bir koku, bir şarkı, bir cümle gelir ve yıllardır susan o misafir yeniden başını kaldırır. Belki de bu yüzden yoruldum. Kaybettiklerimden değil sadece kaybedebileceklerimi düşünmekten. Hiç yaşanmamış ihtimallerin yasını tutmaktan. Elimi uzatsaydım değişecek şeyleri geceleri tekrar tekrar yaşamaktan. İnsan bazen yaşadıklarından çok yaşayamadıklarına üzülüyor.
Ve hissizlik…
Sanırım en ağır yük o.
Çünkü acı çektiğinde hala canlı olduğunu bilirsin. Öfkelendiğinde, özlediğinde, ağladığında içinde bir yerlerin nefes aldığını hissedersin. Ama hissizlik öyle değil. Hissizlik, ruhun yavaş yavaş odadan çıkıp gitmesi gibi. Her şeyin yerli yerinde olduğu ama hiçbir şeyin sana ait hissettirmediği uzun bir sessizlik. Gökyüzüne bakıyorum. Bir yıldız kayıyor belki. Birileri dilek diliyor. Ben artık dilek dilemiyorum. Çünkü zaman bana bazı şeylerin gerçekleşmediği için değil, gerçekleşse bile eksik kalacağı için can yaktığını öğretti. Yine de bakıyorum gökyüzüne.
Belki umut ettiğimden değil. Belki yalnız olmadığımı hissetmek için. Çünkü insan, bu koca evrende küçücük bir ömür sürerken en çok görülmemekten yoruluyor. Anlatamadığı cümlelerden, içine gömdüğü çığlıklardan, kimsenin fark etmediği savaşlardan yoruluyor. Bir gün hepimiz geçip gideceğiz. Bu balkondan, bu şehirden, bu gökyüzünün altından. Geriye ne kalacak bilmiyorum.
Belki birkaç fotoğraf.
Belki unutulmuş birkaç isim.
Belki de birilerinin kalbinde sebebini bilmediği ince bir sızı.
Ama biliyorum ki insan öldüğünde değil, hatırlanacak hiçbir yer bulamadığında gerçekten kayboluyor ve ben bazen gökyüzüne bakarken, yıldızların arasında kendime ait bir iz arıyorum. Belki çoktan kaybettiğim, belki de hiç sahip olamadığım o parçayı…