Denemelere Dön Yük

Yük

Ulan Musa @musafalan 22 June 2026

Kör bir kuyuda açmışsa gözlerini Yusuf misali yahut atılmışsa bir çölün ortasına, ne yapmalı insan?


Bas bas bağırmalı mı sesini duyurmak için, yoksa sessiz sessiz attığı çığlıklar yeter mi insanların onu duymasına?


Duymak, görmek veya sevmek istemesi mi suçu; yoksa düşünmemek için kendini oradan oraya savurması mı?


Ya da bir arkadaşının bir gece yarısında dediği gibi mi:


"İyi olmasan da iyiymiş gibi davranıyorsun. Kimseye göstermek istemiyorsun yaralı taraflarını. Belki de daha ağır yaralar almaktan korktuğun için içten içe, seni yaralı taraflarından vurmasınlar diye... Kendinden de yorulmuşsun... Akşamları o son sigaralarını içerken kendi kendine tüm hayatına sövmekten, söylenmekten de yorulmuşsun. Bir şeyler için bu kadar çok mücadele etmekten de yorulmuşsun, yorgunluğunu gizlemeye çalışmaktan da yorulmuşsun... Yine de yüzünde o maskeyle, iyi olmadığını bildiğin hâlde iyiymiş gibi davranmaktan da, insanlara iyi gelmeye çalışmaktan da vazgeçmiyorsun..."


İnsan bazen dursa düşünüyor, durmasa yorulduğu yanına kâr kalıyor.

Gözleri dolu dolu oradan oraya koşarken kimse fark etmiyor aslında ne kadar kafasını meşgul etmeye çalıştığını. Sözlerini, gözlerini esirgeyişini kimse fark etmiyor.

Sorunlarını paylaşarak, yardım isteyerek değil; kendisi çözmeye çalışıyor. Bin kiloluk bir yükü bile tek başına kaldırmaya çalışıp altında eziliyor bazen.

Nefes alamıyor insan bazen. Nefes almak için çekildiği köşede bile nefesini kesecek darbeyi yiyor karın boşluğuna ve susuyor. Nefesini tutmaya devam ederek koşmaya devam ediyor; kan kussa da durmuyor, yorulsa da...

Yardım diye bağırmak isterken tek yapabildiği, "Gidin buradan!" diye bağırmak oluyor bazen.


Belki de en büyük yanılgısı budur insanın; kimsenin yükünü taşımak istemediğini sanması.

Oysa bazen bir omuz istemez insan, sadece yükünü gördüklerini bilmek ister. Birileri "Yoruldun." desin ister. Çünkü insanın canını en çok yükün ağırlığı değil, o yükü taşırken görünmez olmak yakar.

Kuyunun dibinde sesini duyurmak için bağırıp bağırmamak arasında kalır sonra. Bağırsa anlaşılmayacağını düşünür, susarsa fark edilmeyeceğini bilir. İki ihtimalin arasında sıkışır kalır. Bu yüzden ne tam susar ne de gerçekten konuşur. Cümlelerinin arasına gizler yaralarını. Şakalarının içine saklar kırgınlıklarını. Herkes gülerken biraz daha yalnızlaşır.


Sonra bir gün anlar; insanı öldüren şey çöl veya kuyu değildir, omzundaki yük de değildir. İnsanı tüketen şey, bütün bunlarla tek başına savaşmak zorunda olduğuna inanmasıdır.

Ve belki de kurtuluş tam oradadır.

Yardım istemekte değil sadece.

Birilerinin yanında ilk kez güçlü görünmeye çalışmamaktadır.


Ve bazen bütün mesele şudur;

Yardım diye bağıracak gücü kalmadığında bile, içinde hâlâ duyulmayı bekleyen bir ses vardır.

O ses susmaz.

İnsan yorulur.

İnsan kırılır.

İnsan vazgeçtiğini sanır.

Ama o ses, kuyunun dibinde de çölün ortasında da yaşamaya devam eder.

Belki de umut dediğimiz şey tam olarak budur.

Kimsenin duymadığını düşündüğün yerde bile, içindeki sesin hâlâ oralarda bir yerlerde olması.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap.

← Tüm Denemeler
#picemiyeti
Pişman İnsanlar Cemiyeti
Canlı Yayın • Karma Türkiye     Canlı Yayın • Karma Türkiye