İnsan bazen bir şehre, bir masaya, bir kalabalığa değil; kendi hayatına bile ait hissedemiyor. Ne kadar insanın arasına karışsam da içimde hep yabancı bir sessizlik dolaşıyor. Herkes bir yere aitmiş gibi yürürken, ben sanki yanlış hikayeye sonradan eklenmiş bir karakter gibi hissediyorum.
Belki de en ağır yalnızlık, kimsenin olmaması değil; hiçbir yere “Burası benim yerim.” diyememek. İnsan bazen yıllarca bir aidiyet arıyor; bir insanın gözlerinde, bir dost sohbetinde, bir şehrin sokaklarında ya da kendi içinde… Ama ne tarafa dönerse dönsün, içinde hep eksik kalan bir his taşıyor.
Zamanla şunu anladım: Ait olamamak, bazen kaybolmak değil; kendine ait olan yeri hala arıyor olmaktır. Ve belki de en zor yolculuk, insanın dünyada kendine ait hissedebileceği o küçücük yeri bulabilmesidir.