Denemelere Dön Ev Dediğin Yer

Ev Dediğin Yer

Ulan Musa @musafalan 12 August 2026

Aslında uzunca bir süre yazmak gibi bir niyetim yoktu ama hayat yine beni başladığım yere yani yazmaya itti.


Ev dört duvardan ibaret midir yoksa hissetmek midir ev dediğimiz, yuva dediğimiz yer? Aile biyolojik mi olur sadece yoksa sana iyi hissettiren insanlar da ailen olabilir mi bu hayatta?


Bilmiyorum.


Belki de uzun zamandır cevabını aradığım şey tam olarak bu. Nereye ait olduğumu, kimin yanında kendim olabildiğimi, hangi kapının önünde üzerimde taşıdığım bütün ağırlıkları yere bırakabileceğimi bilmiyorum. İnsan bazen bir evin içinde yaşarken bile kendini sokakta kalmış gibi hissedebiliyormuş. Duvarların arasında sesin yankılanıyor ama sana dönüp “Nasılsın?” diyen olmuyorsa, o dört duvar ne kadar ev sayılır ki?


Ben galiba uzun zamandır bir ev aramıyorum. Bir his arıyorum. Kapıyı açtığımda içeri giren soğuk havayla birlikte bütün yorgunluğumun dışarıda kalmasını istiyorum. Birinin yanında susarken bile anlaşılmayı, hiçbir şey anlatmadan gözlerimde birikenleri görebilmelerini istiyorum. Her cümlemin arkasına sakladığım başka bir cümle olduğunu fark eden insanlar olsun istiyorum. “İyiyim” dediğimde gerçekten iyi olup olmadığımı soracak, “Bir şey yok” dediğimde aslında çok şey olduğunu anlayacak birileri, Çünkü insan her zaman konuşarak anlatamıyor kendini.

Bazen sadece susuyor.

Bazen saatlerce tavana bakıp zihninin içinde birbirine çarpan düşünceleri dinliyor. Bir düşünce diğerini çağırıyor, geçmişten bir görüntü çıkıp geliyor, yarım kalmış bir konuşma yeniden başlıyor. Söylenmemiş cümleler, yutulmuş kırgınlıklar, ertelenmiş hayaller… Hepsi aynı anda kapıyı çalıyor. Sen hangisine yetişeceğini bilemeden öylece oturuyorsun ve en kötüsü de insanın kendi zihninden kaçacak bir yerinin olmaması.


Nereye gidersen git kendini de yanında götürüyorsun. Ben de bir süredir kendimden yoruldum. Sürekli güçlü görünmekten, her şeyi bir şekilde halledecekmişim gibi davranmaktan, içimde kopan fırtınaları kimse görmesin diye yüzüme sakinlik yerleştirmekten yoruldum. Her sabah biraz daha eksilmiş bir şekilde uyanıp günün geri kalanında kendimi tamamlamaya çalışmaktan yoruldum. Bazen aynaya bakıyorum ve karşımdaki insanı tanımakta zorlanıyorum. Gözler aynı gözler ama bakışlarda eski bir şey yok. Sanki uzun zamandır taşıdığım bazı yükler yüzümde görünmeyen çizgiler bırakmış. Kimsenin fark etmediği, benimse her sabah yeniden gördüğüm çizgiler…


Eskiden bazı şeylere üzülür, sonra geçer sanırdım. Meğer bazı şeyler geçmiyormuş. Sadece insan onlarla yaşamayı öğreniyormuş. Acının sesi zamanla kısılıyor belki ama tamamen susmuyor. Bir köşede bekliyor. Bazen hiç beklemediğin bir şarkının içinde, bazen eski bir fotoğrafın kenarında, bazen gecenin üçünde ansızın yeniden karşına çıkıyor. Benim gecelerim de biraz böyle artık. Herkes uyurken insanın kendi iç sesi daha fazla duyuluyor. Şehrin uğultusu azalıyor, telefon susuyor, odanın ışığı kapanıyor ve geriye yalnızca insan kalıyor. İşte o zaman kaçtığın ne varsa gelip yanına oturuyor.

Ben de son zamanlarda onlarla aynı odada çok fazla kaldım.

Yoruldum.

Gerçekten yoruldum. Ama bunu söylemek bile garip geliyor. Çünkü insan bazen yorulduğunu kabul ederse her şeyin dağılacağından korkuyor. Bir taşı biraz daha sıkarsam elimde tutabilirim sanıyor. Biraz daha dayanırsam geçer diyor. Biraz daha susarsam kimse üzülmez sanıyor. Sonra fark ediyorsun ki sürekli dayanmak da insanı tüketiyormuş. Bazen güçlü olmak, biraz da “Ben artık yapamıyorum” diyebilmeyi gerektiriyormuş.


Belki de benim en büyük yanılgım buydu. Her şeyi tek başıma taşımaya çalıştım. Kırıldığım yerleri kimse görmesin diye üstünü örttüm. Canım yandığında konuyu değiştirdim. Özlediğimde belli etmedim. Birini kaybettiğimde sanki hiçbir şey olmamış gibi hayatıma devam ettim. Sonra bütün bunların bir gün içimde birikip karşıma oturacağını düşünmedim.

Şimdi oturdu.

Ve ben ne yapacağımı bilmiyorum.

Belki de ilk defa bilmiyorum.


Eskiden en azından bir yolum vardı. Bir hedefim, bir uğraşım, bir sonraki güne dair küçük de olsa bir beklentim, Şimdi bazen sabah ile akşam arasındaki mesafe bile fazla uzun geliyor. Günler geçiyor ama ben sanki aynı yerde duruyorum. Takvim yaprakları düşüyor, mevsimler değişiyor, insanlar hayatlarına devam ediyor; ben ise içimde bir yerde durmuş, ne zaman yeniden yürümeye başlayacağımı bekliyorum. Belki de bu yüzden ev sorusuna takılıyorum. Çünkü insanın gerçekten dinlenebildiği bir yeri yoksa, dünya kocaman bir koridora dönüşüyor. Her kapıdan biraz umut bekliyorsun ama hiçbirinin ardında tam olarak aradığını bulamıyorsun. Ben birinin evinde misafir olmak istemiyorum artık, Birinin hayatında da. Bir yere geldiğimde “İyi ki geldin” denmesini, giderken “Yine gel” denmesini istiyorum. Varlığımın bir yük değil, bir eksikliği tamamlayan küçük bir parça gibi hissedilmesini istiyorum.


Belki aile dediğimiz şey de tam olarak budur. Aynı soyadı taşımak değil sadece. Bazen aynı sofraya oturmak, bazen hiçbir şey konuşmadan yan yana durabilmek. Bazen gecenin bir yarısı aradığında sesindeki titremeden bir şeylerin yolunda olmadığını anlayabilmek. Bazen sen kendinden vazgeçerken, senin adına senden biraz daha umut edebilmek. Kan bağı insanı birbirine bağlayabilir ama her zaman birbirine yuva yapmaz. Bazı insanlar hayatımıza sonradan girer ve çocukluğumuzdan beri yanımızdaymış gibi hissettirir. Bazıları ise aynı evde büyür ama insanın içinde kocaman bir yalnızlık bırakır.


Belki de ev, insanın kendini saklamak zorunda kalmadığı yerdir. Ben de artık saklanmak istemiyorum. Yorgunluğumu saklamak istemiyorum. Kırıldığım yerleri, korkularımı, içimde büyüttüğüm soruları, geceleri susturamadığım düşünceleri… Hepsini birer birer saklandıkları yerden çıkarmak istiyorum. Ama nasıl yapılır bilmiyorum. Belki yazmak bunun ilk adımıdır. Çünkü ben ne zaman kendimi anlatamaz hale gelsem kelimeler yetişiyor imdadıma. Söyleyemediklerimi onlar söylüyor. İçimde düğümlenen şeyleri cümlelere bırakıyorum. Belki de bu yüzden hayat beni yine başladığım yere, yazmaya itti.


Çünkü bazı yaralar konuşarak değil, kelimelere dökülerek nefes alıyor. Ve ben şu an nefes almaya ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Her şeyi çözmeye değil. Her şeye yetişmeye değil. Sadece biraz durmaya. Bir duvarın dibine oturup üzerimdeki bütün yükleri yere bırakmaya. Kimseye güçlü görünmek zorunda olmadan, kimseyi rahatlatmak zorunda kalmadan, sadece olduğum halimle kalmaya. Belki bir gün kendime de ev olmayı öğrenirim. Belki bir gün içimdeki bütün odaların ışığını yeniden yakarım. Pencereleri açarım, uzun zamandır içeri girmeyen havayı içeri alırım. Toz tutmuş anılar biraz savrulur, bazı kapılar kapanır, bazıları ilk defa açılır.


Ve belki o gün anlarım:

İnsan bazen evini bulmaz.

Kendi içinde yeniden kurar.

Ben şimdilik sadece o evi arıyorum. Biraz yorgun, biraz kırgın, biraz kaybolmuş halde, Ama hala arıyorum.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap.

← Tüm Denemeler
#picemiyeti
Pişman İnsanlar Cemiyeti
Canlı Yayın • Karma Türkiye     Canlı Yayın • Karma Türkiye